Yaşanmış kutsal aşklar

Yaşanmış kutsal aşklar Bir zamanlar uzak diyarlarda küçük bir kasabada dürüst ve çalışkan bir genç yaşarmış. Tüm gün ustasından öğrendiği gibi demir döver kasabanın tüm ihtiyaçlarını giderirmiş. Sutean adındaki bu genç adam herkes tarafından sevilen sayılan biriymiş. Okumaya devam et

Yaşanmış Aşklar

Yaşanmış Aşklar Tamamen başımdan geçen gerçek bir hikayeyi anlatmak istedim.Yakın tarihte olmuş bir olay.Üniversitemize ilk dönem öğrenci değişimiyle hırvatistandan öğrenciler geldi.Onlardan bir tanesi de başlıkta belirttiğim adrianna(yazımda anna olarak kullanıcam).Tabi yabancı bayanlar gelince tüm üniv erkeklerinin ilgisi onlarda.Benim de.Birgün o hırvat 3 kızla tanışmayı başardım.İçlerinden biri annaydı.Etkilemişti bakışları Okumaya devam et

güzel yaşanmış aşk hikayeleri

güzel yaşanmış aşk hikayeleri Biliyorsun, gayem sana zarar vermek, seni incitmek, kırıp dökmek değildi. Yılar yılı açı çekmiştim, istemediğin bir ortamdaydıngüzel yaşanmış aşk hikayeleri ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın. Acına, yaşam mücadelene ortak olup yüreğimi yüreğine, güzel yaşanmış aşk hikayeleri ömrümü ömrüne katip seni mutlu edecektim Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip ,bu sevgiyi yaşamanı istemiştim Yüreğim tahtı da tacı da sana vermişti. Yalnız seni istiyordu.güzel yaşanmış aşk hikayeleri Yüreğimde kalıp saltanat sürmek varken beni sıradan bir şeymişim gibi elinin tersiyle ettin. Okumaya devam et

hüzünlü aşk

hüzünlü aşk ‘a Canım yanıyor. hüzünlü aşk Bilmiyorum bu daha farklı nasıl ifade edilir. 1969 doğumluyum. 1990 da 2 yıldır beraber yaşadığım sevgilimle evlendim. 1997 de bir kız çocuğu dünyaya getirdim.hüzünlü aşk Bugün 30 Ekim 2005. 14 gün önce o sevgilinin eşyalarını ben topladım. Hiç elim titremedi,hüzünlü aşk hiç ağlamadım. Çok garipti çok ama hep yanıyordu canım yanıyordu bunun farkındaydım tıpkı doğum yaparken olduğu gibi dişimi Okumaya devam et

Yaşanmış Aşk hikaye

Yaşanmış Aşk hikaye Çok eski zamanlarda birgün bir delikanlı varmış… Bu delikanlı çok zengin bir ailenin kızına aşık olmuş.Ama kız delikanlı fakir diye ona yüz vermiyormuş.Yaşanmış Aşk hikaye Genç,bir yılbaşı gecesi bütün cesaretini toplamış ve kızı yılbaşı gecesi balosuna davet etmek için evine gitmiş. Kapıyı genç kız açmış.Kıza, kendisini yılbaşı gecesi balosuna davet etmeye geldiğini birlikte dans etmek istediğini söylemiş.Kız kabul etmiş ama bir şartı varmış.Yaşanmış Aşk hikaye Ondan balo için diktirdiği elbisesinin yakasına takmak için kırmızı bir gül istemiş.Yaşanmış Aşk hikaye Okumaya devam et

Yaşanmış Aşk Hikayeleri

Yaşanmış Aşk Hikayeleri Hastanenin bir koğuşunda üç kötürüm bulunuyordu. Bunlardan koğuşa ilk gelen pencerenin önüne, ikincisi ortaya, üçüncüsü ise kapı kenarına yatırılmıştı. OrtadakiYaşanmış Aşk Hikayeleri hasta iyimser bir adam olduğu için neşeli konuşmalarıyla ötekileri de eğlendiriyor ve kederlerini azaltmaya çalışıyordu. Soğuk bir kış gecesi, pencerenin yanındaki hasta öldü. Onu kaldırdıktan sonra ortadaki hastayı pencerenin önüne, kapının yanındakini de ortaya yatırarak, Yaşanmış Aşk Hikayeleriboşalan yere yeni bir hasta getirdiler. Pencere önüne alınan iyimser adam, dışarıda gördüklerini arkadaşlarına anlatmaya başladı.Yaşanmış Aşk Hikayeleri

Yaşanmış Aşk Hikayeleri Yol kenarındaki parkı, dev çınar ağaçlarını, cıvıldaşan kuşları, işlerine koşan insanları, neşeli çocukları Yaşanmış Aşk Hikayeleri ve karşı dağlardaki çiçek dolu tarlaları uzun uzun anlatarak, çaresiz durumdaki arkadaşlarını rahatlatıyordu. Adam, kısa bir süre sonra, Yaşanmış Aşk Hikayelerigelip geçenlere isimler takmaya başladı. Öteki hastalar, artık sabah işe gidenlerin, seyyar satıcıların ve akşam vakti yorun argın eve Yaşanmış Aşk Hikayeleridönenlerin öykülerini dinleye dinleye, onları gözleri önünde canlandırabiliyorlardı.

Yaşanmış Aşk HikayeleriKısa süre sonra hastanenin ruha ağırlık veren havası dağılmış ve bi r türlü geçmek bilmeyen can sıkıcı saatleri Yaşanmış Aşk Hikayeleri tatlı öyküler doldurmuştu. Bir gün, ortadaki hastanın aklına bir fikir geldi.Yaşanmış Aşk Hikayeleri Eğer pencerenin önündeki hastaya birşey olursa oraya kendisi geçecek ve onun öykülerini dinlemektense, dışarıdaki renkli ve canlı yaşa m ı kendi gözleriyle görecekti. Bu düşünce, günlerce kafasında yer etti.Yaşanmış Aşk Hikayeleri Yattığı yerden hep bunu düşünüyor ve çareler araştırıyordu. Sonunda onu da buldu. Pencerenin önündeki hastaya Yaşanmış Aşk Hikayeleri bazen kalp krizleri geliyordu. Adam bu durumda komodinin üzerindeki ilacın a güçlükle uzanıyor Yaşanmış Aşk Hikayeleri ve odada hastabakıcı olmadığından ilacı kendisi alıyordu.

Yaşanmış Aşk HikayeleriBir gece, pencere önündeki hastaya yine bir kriz geldiğinde,Yaşanmış Aşk Hikayeleri
ortadaki hasta büyük bir gayretle doğrularak, onun ilacını
deviriverdi. Şişe yere düşmüş ve paramparça olmuştu. Ertesi sabah, pencerenin önündeki hastayı Yaşanmış Aşk Hikayeleriölü buldular. Ve onu kaldırdıktan sonra, ortada yatan hastayı Yaşanmış Aşk Hikayeleri cam kenarına geçirdiler. Adam, göreceği manzaranın heyecanıyla dışarıya baktığında, beyninden vurulmuşa döndü. Pencerenin birkaç metre ötesinde,Yaşanmış Aşk Hikayeleri simsiyah bir duvardan başka hiçbir şey yoktu.

Hoşcakal Sevgilim

Ben veda etmeyi pek beceremem. Duygularımı da pek açığa vuramam zaten, hele bu veda çok daha zor geliyor. Aslında hiç böyle bir son görüşmeye gerek yoktu. Ama insanın kanı durmuyor işte., ne varsa bu son anlarda.?
Senden hatırlamanı bile istemiyorum., sadece temizliği ve saflığı yaşatalım bu aşkı kalbimizin bir kuytu köşesinde!… Ne güzel başlamıştı. İkimizde gençtik deli doluyduk, coşkunluğumuzun son safhasında kanımızın kaynadığı bir anda gördük birbirimizi, sevdalandık.
Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, en güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzellerini de biz yaptık. Çünkü barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.

Sevdik, sevildik, doruğuna vardık kutsal duyguların.Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile. Günlerce aylarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne karşı çıkan büyüklere, ne de dost sözüne aldandık. Kendi ateşimizde yandık, en önemlisi bir birimizi anladık.

Romantik şarkıları serin aksam üstüleri yaşadık seninle. En güzel çiçekleri verdin bana. Rüyalarda bile hep ikimiz vardık. Gerçek aşkı tattık bunu sende biliyorsun.

Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasak da… güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini en acısını yine biz yaşıyoruz…

Ne dersin bu da Allah’ın bir lütfü değil mi bize? Lütfen ağlama. Neden benimkilerle yarışıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen… seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil gözyaşlarını. Hava da kararmak üzere, zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde.

Sana bir şey söylemek istiyorum. Mavi gömleğin sana çok yakışıyor bir daha kız tavlamaya niyetlenirsen bu sözlerim aklında bulunsun. Bir de küçük bir istek arkana dönüp bakma tamam mı her şey burada bitsin, hoşça kal…

Herşeyim ” o ”

Yıl 2005… Ayaklarımı yerden kesen bir aşkın kırıkları üzerinde yürümeye devam ettiğim günler. Ne yemek, ne giyinmek dünya umrumda değil. Kara koyu bir yasın kolarına bırakmışım kendimi. Bir sabah servisten iniyorum yine her sabah ki gibi kızlarla buluşup yandaki restorana gidiyoruz. Güzel bir kahvaltı üzerine kahve keyfi. Bakıyoruz saat neredeyse 09:00 a gelmiş. Apar topar çıkıyoruz. Şirketin girişinde kartlarımızı basarken önümüzden full artist bir araba giriyor bahçeye. HK plakalı. İçinden uzun boylu, kumral biri iniyor. Bir yürüyüşü var uzaktan gören minik dağların varoluşunda katkısı var sanır. Yanımızdan geçiyor kasıla kasıla. Odamıza giriyoruz. Personel Md. karşımda oturuyor.Soruyorum kim bu artist diye. Yeni başladı diyor.Gören genel müdür sanır diyorum. Neyse, gel zaman git zaman sabahları karşılaşıyoruz. Yüzüne bile bakmıyorum. Gıcık şey…Planlamacı olarak çalışıyor. Ödeme günlerimiz var. O gün gelince ben liste gönderiyorum ona. Yanına gelenleri sırayla gönderiyor bana. Bir gün ben aramadan arka arkaya göndermeye başlıyor tahsilatçıları. Arıyorum ağzıma geleni sayıyorum. Burası dingonun ahırımı, siz kendinizi ne sanıyorsunuz diye? Gıcık ya ters ters cevaplar veriyor. Hırsımı alamıyorum mali işler müdürümün yanına gidiyorum. Diyorum kim bu adam, hadi bayanla nasıl konuşalacağını bilmiyor diyelim, hiyerarşiden de mi haberi yok. Bir de onları birbirine sokuyorum. Adamın korkusu yok ki dan dan cevap veriyor.Santraldeki arkadaşımın yanında görüyorum bir-iki. Gidiyorum yanına diyorum bak bu artistle samimi olmaya devam edersen ben gelmem bir daha yanına. Yok kız iyi çocuk diyo. Hadi be diyorum artistin önde gideni. Kanım almadı benim hiççç…KDV dönemi mesai kalıyoruz full departman. yemek söylüyoruz. Benim ki bambaşka birşey çıkıyor. Arıyorum bu ne diye güvenliği. Karışmıştır diyor planlamadan hakan bey’de mesaide. Heytt diyorum tam da adamı. Neyse siz halledin diyorum. İki dk.sonra telim çalıyor. Kusura bakmayın diyor yanlış yemeği almışım ben. Oradan bir başlıyor yaklaşık yarım saat geyik yapıyoruz telde. İlk tersliyorum biraz bakıyorum sonra sarıyor sohpeti. Kapatıyorum. Karşımda oturan arkadaşım aynı zamanda can arkadaşım hayırdır diyo? Ya diyorum ben yanılmışım herhalde. İyi birine benziyor. Zaten hemşeriymişiz. Gel zaman git zaman mesailerde yemeğini bizimle yemeğe başlıyor. Abi diyorum ben. Deme diyor yaşlı hissediyorum kendimi altı-üstü 5 yaş var aramızda.Sonra aklıma süper bir fikir geliyor benim. Arkadaşımla aralarını yapmak. Yolu çok ters olmasına rağmen benim oturduğum muhite gideceğini, bir arkadaşını ziyaret edeceğini söylüyor haftada bir iki akşam. Gel seni de bırakayım yolda laflarız diyor. Ben çaktırmadan arkadaşımı da alıyorum yanıma. Organizasyonlar yapıyorum. Buluşalım hep beraber diye. Onlar ikisi buluşuyor ben sonrasında tel. açıp bahaneler uyduruyorum şundan bundan gelemedim diye. Sonralarında onlarında takılmayıp evlere dağıldığını öğreniyorum her seferinde. Tühh diyorum niye olmuyor bir türlü. Saçma saçma kıskanmaya başlıyor beni. Telle konuşuyorum o kim, bu kim diye sorular soruyor. Sanane diyorum yaa abi dedikte o kadar da değil.Radyoda şu kanalı açsana diyor tel açıp. Açıyorum güzeller içinden bir seni seçtim gibi şarkılar. Bir akşam mesai çıkışı okuldan arkadaşlarım(hatta neredeyse artık kardeşlerim) geliyor beni almaya.Bir msj. Kim onlar diye? Sen nereden biliyorsun diyorum. Aynı odada çalıştığı arkadaşından haber aldığını söylüyor. Deli gibi sinirleniyorum.Sen kimsin be anam mısın? Babam mısın? Ben sana neyin hesabını vereceğim? Sen kim oluyorsun da beni takip ettiriyorsun diye. Sonra özür mesajları kusura bakma sen yanlış anladın. Tel.de konuşuyorduk sana birşey soracaktım çıktığını söyledi oradan haberim var. Merak ettim sadece. Sana ne kadar değer verdiğimi bilirsin diye. Üzerinden bir iki hafta geçiyor yine. Hadi bırakayım seni diyor o tarafa gidiyorum. Kapının önüne gelince arkadaşımla ikisini arabada bırakıp hadi iyi akşamlar diyorum size iyi eğlenceler. 10-15 dk sonra ev teli çalmaya başlıyor. Açıyorum o. Telin arabamda kalmış diyor. Bırakamaz mısın diyorum. Zor diyor. Arkadaşlara söz verdim. Yoldayım çok geç dönerim. Olsun diyorum. Yarın toplantım var kesinlikle ihtiyacım var tele.Sen kaçta olursa olsun gel.Gelince yine bu nodan ararsın. Tamam diyor. Saat 02:00 suları çalıyor telefon. Köşedeyim ben diyor. Babama diyorum arkadaşımın arabasında telim kalmış baba gelsene alıp gelelim. Gece gece üstüme laf gelmesin. Ben önde babam arkada gidiyoruz. Köşeyi bir dönüyorum. Elinde kocaman kocaman güller. Veriyor bana. Babam diyorum geliyor. Arabaya bindiği gibi kaçıyor. Odama kapatıyorum kendimi. Verseler bir kaşık suda boğacağım.Babam söylenip duruyor anneme. Çıkıp bir posta da onunla kavga ediyorum. Ya ne biliyim ben elalemin manyağını. Böyle olacağını bilsem hiç çıkar mıyım diye. Bir msj geliyor; ”Bundan sonra herşeyim senin için; Herşeyim olur musun?” diye. İçimden ne geçerse döşüyorum mesaja. Ertesi sabah yüzüne bile bakmıyorum. İç hatlarımı arkadaşıma çektiriyorum. Böyle 3-4 gün geçiyor. Hayatımda ne kadar büyük bir boşluk oluştuğunu görüyorum.Ne kadar da alışmışım ben ona.Bitmek bilmeyen msjlarının birine tamam diye cevap veriyorum. Hemen o akşam buluşuyoruz yine. Aradan bir hafta geçiyor.doğum günüm… Evden alıyor beni. Muhteşem bir organizasyonla karşılaşıyorum. Önce sevdiğimiz arkadaşlarımızla güzel bir yemek. Ardından dağıtmak için güzel bir mekan. Sonrasında elinde yüzüğüyle kulağıma fısıldadığı ”Benimle evlenir misin?” Bir ay içerisinde sözlenmiş buluyoruz kendimizi…Bir yıl sözlü, bir yıl nişanlı yaklaşık 4,5 yıldırda evliyiz. 3,5 yaşında bir oğlumuz var ve 4 aylıkta bir yolcumuz. Eşim geceleri bana sarılıp şükürler olsun Allahım dediğinde dünyalar benim olur.Hayatta başıma gelen en güzel şey o. Ruhumun diğer yarısı o. Dün gibi daha… Her akşam gördüğümde ilk günkü heyecanım o. :))

Uzaktan Sevdim

Sen baharın yağmurla getirdiği özlemdin içimdeki, sen çiğ tanesi kadar saf ve ne olduğunu asla anlayamadığım yanımdın benim ve denize düşüp de ıslanmaktan korkutan bir savaştın yüreğimde…

Özlemini her gece koynumda hissettiğim ve hiçbir zaman seni sevmekten vazgeçmediğim için özeldin. Sonra gözlerle yüzüme baktığında ya da her kavga edişimizde fırtınalar kopardı yüreğimde, sen hiç bilmezdin. Benim susuşum senin kaçışını desteklerdi belki de. Belki de gerçekten söyleyemediğim sözlerle doldu kalbim ve sen her seferinde gün batışını anımsattın bana, onun kadar güzel onun kadar huzur verici. Aslında hem onun kadar uzaktın bana hem de yakınımda hissettim seni, uzanıp tutacak kadar yakınımda. Uzaktan sevmeyi hiç sevmiyordum ama uzaktan sevmek zorundayım. Kimse bilmemeliydi seni sevdiğimi , sonra kopup giderdin benden, arkadaş bile kalmazdın bilirdim. Bir sevdiğin vardı konuşurlarken duymuştum. Sonrada sen anlattın bana sevgilini. Hiç görmediğim birinden nefret ettim onu sevdiğin için. Ve sonra dayanamaz oldu gönlüm bu ağırlığa. Seni görmekten acımaya kanamaya başladı. Tükeniş başladı benim için ömrümün baharında. Çok tatlıydın o gülen koskoca gözlerinle rüyalarımda gördüm seni. Kumsalda dolaştığımızı, ay ışığında dans ettiğimizi gördüm ve her gerçeğe dönüşümde hayaller biraz daha uzaklaşmaya başladı benden. Artık biliyordum seni benden ayıracak hiçbir şey kalmamıştı. Yüreğimden seni söküp atacak hiçbir güç bulamadım. Bir sonbahardı hatırlıyorum. Sararmış yapraklar caddelerde telaşlı insanlarla doluydu ve ben ilk kez hatırlıyordum yaşamanın ne demek olduğunu. Kuşların öttüğünü fark ettim ve denizin mavi olduğunu ve dünyanın senin etrafın altında dönmediğini. Hala seni seviyorum, hala seni görüşümde yüreğim kanatlanıp uçacakmış gibi hissediyorum. Ama artık biliyorum aşk tek kişilikte yaşanabilir ve zaten sen bunu anladığım günden beri daha yakınsın bana. Belki de beklediğim buydu güvenmemdi kendime. Şimdi her şeyi fark ederek yaşıyorum ve her şeyin tadına varıyorum ama hala bir yerim eksik biliyorsun. Ama bende biliyorum ki hiçbir şey eksik kalamaz. Elmanın bile iki ayrısı vardır ve benim eksik tarafım sensin.

yaşanmış aşk hikayeleri

Leyla ve Kays(Mecnun’un asıl adı) ilkokul yıllarında birbirlerine âşık olmuşlardır. Kısa zamanda her yere yayılan bu aşkı duyan annesi Leyla’yı okuldan alır ve Kays’la görüşmesini yasaklar.

Ayrılık ıstırabıyla mahvolan Kays halk arasında Mecnun diye anılmaya başlar. Bu sevda yüzünden çöllere düşen Mecnun’a (Kays’a) birçok kişi Leyla’yı unutmasını söyler; ancak onun için kainat artık Leyla’dan ibarettir ve hiçbir şekilde bu aşktan vazgeçmez.

Hatta dedesi onu bu dertten kurtulmak üzere Allah’a yakarması için Kabe’ye götürür…

Ancak o tam tersine derdinin artması için dua eder. “Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni.” diye. Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.

Hem Leyla’nın hem Mecnun’un halleri gittikçe perişanlaşmaktadır. Ailesi Leyla’yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Bu zengin kişiyle nikahlandırılan Leyla, kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikâye uydurur…

Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm’ ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

Mecnûn, çölde, Leylâ’ nın evlendiğini arkadaşı Zeyd’ den işitince çok üzülür. Leylâ’ ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn’ a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder. Bir müddet sonra Mecnûn’ un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür.